Anasayfa Editörün Notları Editörün Notları – 30 Mart ’17

Editörün Notları – 30 Mart ’17

0 436

Stephen King‘in aynı isimli romanından uyarlanan IT filminden ilk fragman yayınlanmış. Filmde palyoço Pennywise rolünü, Skarsgård familyasından Bill Skarsgård canlandırıyor -ki kendisini Hemlock Grove’da canlandırdığı Roman Godfrey rolüyle hatırlıyor olmalısınız. Böylesine yakışıklı bir adamı, bu rol için kim düşündü ve kendisi bu rolü nasıl kabul etti, açıkçası benim açımdan tam bir muamma 🙂 Yine de fragmanı beğendiğim için, kendisinin çok da yanlış bir karar verdiğini düşünmüyorum.

Stephen King, ortaokul ve lise yıllarıma damga vurmuş bir yazar, kendisi sağ olsun (!) pek çok korku dolu gün ve gece geçirdim. Hala evde yalnız olduğumda dolap kapaklarını açmaktan, kar yağdığında sokakta yalnız dolaşmaktan, ıssız bir yolda arabayla giderken yolumu kaybedip kendimi mısır tarlasında bulmaktan korkuyorum. (Damn you, Stephen King!) Kaldı ki hayatımın ilk halüsinasyonunu da yine kendisi yüzünden (sanıyorum) Hayaletin Garip Huyları kitabını okurken yaşadığımdan, Stephen King ile bir Love/Hate ilişkimiz söz konusu. (İlereyen zamanda dizi maratonları + uykusuzluk sebebiyle halüsinasyon sayısı arttı elbette, bundan bir başka yazıda detaylı bahsedeyim en iyisi 🙂 )

Stephen King, korku romanlarının bir numaralı yazarı olsa da maalesef uyarlamalar konusunda ziyadesiyle hayal kırıklığı yaşatmış bir isim. (Bakınız: Under the Dome) IT de 1990 yılında TV’ye 2 bölümlük bir mini dizi olarak uyarlanmış ve izlediğim en kötü uyarlamalardan biri olarak hayatıma girmişti. IT‘i okurken yaşadığım dehşeti halen hatırlıyorum; nasıl olup da bir grup çocuğun kabuslarındaki yaratığı yakalayabilmek için böyle bir maceraya atılabileceğini anlayamamış ve onların ne kadar çok korktuğunu düşünüp daha da çok korkmuştum. IT, güzel bir romandır. Ve umarım 8 Eylül’de gösterime girecek bu film kitaptaki aynı dehşeti izleyiciye yansıtmayı başarır. Fragmanı beğendim, özellikle açılış sahnesi tüylerimi ürpertmeyi başardı. Stranger Things‘de izleyip bağrımıza bastığımız Finn Wolfhard‘ın da filmde The Losers Club içerisinde yer aldığını hatırlatayım.

Buyurunuz, fragman burada:

– Beni biraz tanıyanların çok iyi bildiği üzere, favori dizilerimden biri That ’70s Show‘dur. (Hala izlemediniz mi? Çok ayıp… cık cık cık.) Sanırım lisedeyken ulusal kanallardan birinde denk geldiğim bu diziyi tamamen izlemem yıllar sonrasına denk geldi. üniversite yıllarımda bitmeyen bir iştah ile That ’70s Show‘un 8 sezonunu çabucak bitirmiş, sonrada en yakın arkadaşlarımdan uzak kalmış gibi derin bir üzüntüye kapılmıştım. Bu dizide en sevdiğim iki karakter olan Hyde ve Kelso’yu canlandıran Danny Masterson ve Ashton Kutcher, Netflix’in geçen sene yayınlanan 30 dakikalık komedi dizisi The Ranch’te yeniden bir araya geldiler, bu sefer iki kardeşi canlandırıyorlar. Aldığım güzel yorumların ardından (Hello, Dizi Tavsiye grubu, whazap?) The Ranch’i izlemeye başladık Gökhan ile beraber. Bu sıralar Gökhan ile birbirimizi ancak hafta sonu görebiliyoruz ve hafta sonu kahvaltıları bizim için pek kıymetli, kahvaltı sırasında izleyeceğimiz diziye itinayla seçiyoruz elbette 🙂 Bölümleri çok uzun olmayacak, %100 dikkat gerektiren çok derin bir dizi olmayacak ama bir taraftan da izlenmeye değer olacak vs. vs. Sonuç olarak yeni kahvaltı dizimiz “The Ranch” oldu. Danny Masterson ve Ashton Kutcher’ın yanı sıra, bu diziyi asıl izlenir yapan şey bana sorarsanız Sam Elliott. Sam Elliott sadece bu şekilde redneck aksanıyla konuşsun, benim için izlenmeye değer zaten 🙂 Bu arada The Ranch tam bir redneck dizisi haberiniz olsun. Beyaz, Amerikalı, erkeksi erkekler ve onların dertleri hakkında. Normal şartlarda nefret etmem gereken bu diziyi neden sevdiğimi ben de bilmiyorum 🙂 

Gelelim mevzunun biraz da dedikodu kısmına. Geçtiğimiz günlerde Danny Masterson‘ın cinsel istismar suçlaması sebebiyle göz altına alındığında dair haberler çıkmıştı. Kendisi hakkında, 3 kadın ifade vererek 2000’li yılların başında cinsel istismara uğradıklarına dair suç duyurusunda bulunmuşlar. İşin tuhaf olan kısmına şimdi geliyoruz. Danny Masterson Scientology kilisesine mensup. Masterson hakkında suç duyurusunda bulunan kadınlardan birisi, Masterson’ın eski sevgilisi ki Masterson eski kız arkadaşı ile uzun süre birlikteymiş. Masterson’ın menajerine göre bu kadın Leah Remini ile iletişime geçtikten sonra suç duyurusunda bulunuyor. Leah Remini ne alaka diyecekseniz normal olarak, hemen anlatayım 🙂 Bu oyuncu ve ailesi eskiden Scientology kilisesine mensuptular ama sonra çıktılar. Leah Remini’nin “Leah Remini: Scientology And The Aftermath” isimli bir programı bulunuyor. Yani anlayacağınız Masterson’ın menajerine göre tüm bu suçlamalar Leah Remini’nin bu yeni programına reyting sağlamak amacıyla gerçekleştiriliyor. Ortada bir istismar durumu şüphesi olduğundan taraf tutmayı uygun görmüyorum ancak tüm mevzunun biraz tuhaf olduğu da gerçek. Ne diyelim, bir şekilde Scientology dinine bulaşmış insanların normal olmasını da beklememek gerekli herhalde. Bu arada The Ranch Netflix’ten 2. sezon onayı aldı, tabi Masterson tutuklanırsa dizinin geleceği nasıl olur onu hep beraber göreceğiz…

– Bu haftanın bana kalırsa en acayip haberi, Katie Cassidy‘nin Arrow‘a geri dönüyor olması. Yani gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Kocaman bir NOOOOOPE diyor, hızlıca geçiyorum 🙂

– Biliyorsunuz Mart 2017, Buffy the Vampire Slayer’ın 20. yıl dönümü. Bunun şerefine Entertainment Weekly süper bir işe imza atmış ve neredeyse tüm kadroyu bir araya getirmiş. Tüm fotoğrafları bir galeride toplamak istiyorum ama bu videoyu burada paylaşmazsam olmazdı:

İzledikten sonra aklımdan ilk geçenleri hemen yazıyorum. (“Burcu’nun kafası nasıl çalışıyor“dan kısa bir kesit olarak da yorumlayabilirsiniz 🙂 )

1- Joss Whedon inanılmaz yaşlanmış. Nasıl bu kadar yaşlanmış, ne zaman bu kadar yaşlanmış?
2- David Boreanaz harika görünüyor. Hatta şu anda, Angel’ın final sezonunda olduğundan çok daha iyi görünüyor. Gerçekten vampir mi yoksa bu adam?
3- Tara, Wilow ve Oz aynı karede…. Oooowwww. Kalbim eridi.
4- Xander nerede? Yoksa son zamanlarda yaşananlar yüzünden onu davet etmediler mi? Ah, buradaymış 🙂
5- Buffy’nin annesi hiç değişmemiş. Saç modeli bile!
6- OMG! Michelle Trachtenberg çok şişmanlamış. Yoksa hamile mi? Daha farklı bir kıyafet seçmelilerdi sanırım. Oh Dawn, seni hala sevmiyorum…
7- Anya ve tavşanlar. Ahahahhaha, işte bunu çok sevdim 🙂 Harikasın, EW! It must be BUNNIIIIEEEESS 🙂
8- Bir dakika bir dakika, bir eksik var sanırım, Giles nerede?
9- Wesley. Wyndam. Pryce. Y’all!

Bu reunionı gerçekleştirdiği için EW’ya minnettarım. Gerçekten de rüya gibi bir iş olmuş. Keşke özel koleksiyon kapaklı dergilerin hepsini toplayabilsem… Keşke EW Türkiye’de de yayınlansa.

İtiraf ediyorum, her şey bu video ile başladı!

Son aylarda en büyük heyecanla takip ettiğim dizilerden biri Goblin oldu. Bu dizinin 9. bölümünde yer alan yukarıdaki sahnede, Sekreter Kim patronuna o sıralar genç kızların ne tür hediyeler istediğinden bahsediyor. İlk iki sırada Bangtan Boys ve EXO isimli gruplardan bahsediliyor. Sekreter Kim bu grupların kliplerindeki danslarını taklit ediyor hatta şahane şekilde 🙂 Dizilerdeki göndermelerden büyük keyif alan ben, Kore dizilerindeki bu ve benzeri göndermeleri kaçırmamak adına Youtube’dan kliplerine bir açıp bakayım dedim. Demez olaydım… O gün bugündür, içine düştüğüm K-Pop batağından çıkamıyorum 🙂 Bu hikayeyi size özellikle anlatmak istedim zira müptelası olduğum “Bangtan Bomb videoları, dizi izleme alışkanlıklarımı baltalıyor olabilir! Bangtan Bombs, BTS grubunun 7 kişilik ekibinin günlük hayatından kısa videoları içeriyor ve -uyarıyorum- bağımlılık yapıyor. Bir grubun videolarını değil de, bir REALITY SHOW izliyor gibiyim. Çok eğleniyor ve kahkahalarla gülüyorum. Bu da benim “guilty pleasure” itirafım olarak burada dursun, tarih sahnesindeki yerini alsın. 

Jimin & V (BTS)

– Dizi-Mania Facebook sayfasında kilometre taşı olarak paylaştığım üzere, sitede yayınladığımız yazı sayısı 2000’i aştı. Gelen giden, bir yazıp bir daha uğramayanlar bir kenara; kader ortağım Zeynep Erpamir ile 5 yılı aşkın süredir çok iyi bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Hiç bir mecburiyetimiz olmaksızın, pek çok şeyden (özellikle uykumuzdan) fedakarlık ederek bu noktaya geldik, Dizi-Mania ile gurur duyuyorum. Tüm bu süreçte yanımızda olan okuyucularımıza çok teşekkürler! 3000. yazıda da görüşmek dileğiyle.

– Son zamanlardaki en büyük üzüntüm, ofisteki yoğunluğum ve tabi ki 8-5 çalışma saatlerim dolayısıyla katılamadığım basın toplantıları, galalar, açılışlar, sergiler, gösterimler… Dizi sektörü ile ilgili ya da ilgisiz, davet edildiğim tüm etkinliklere katılmayı gerçekten çok istiyorum ama maalesef vakit bulamıyorum. Gönül isterdi ki tek işim Dizi-Mania olsaydı…

– Alper Kaya ile beraber yeni bir proje başlattık: Fan Fiction Projesi. Her ay biz oy verip bir dizi seçeceğiz, o bu dizinin bir bölümünü yazacak. Bir süredir üzerind ekonuştuğumuz ve sonunda gerçekleştirebildiğimiz bu projeyle ilgili hem Alper, hem de biz çok heyecanlıyız . İlk ay için bitmiş olan 5 dizi adayımız var: Forever, Battlestar Galactica, Buffy the Vampire Slayer, Smallville ve Hemlock Grove. Ankete oy verip çekilişe katılanlardan bir kişi de bir yastık kazanacak, hem de o ayın fan fiction hikayesi yazılan dizisine özel bir tasarımla! Buyurun buradan ankete oy verin, çekilişe de katılın. 1 Mayıs’ta sitemizi ziyaret ederek, fan fiction bölümümüzü de okumayı unutmayın 😉

– Bu aralar aklıma sıkça gelen soru şu: “Anlatacak bu kadar çok şeyi nereden buluyorum acaba?”. Kendi kendimi hayrete düşürmeye devam edip, “Bugün neden bahsetsem acaba?” diye başladığım bir yazıda daha 1000 kelimeden fazla yazmış olmanın şaşkınlığını yaşıyorum 🙂 Youtube kanallarının, Vlog’ların aşırı revaçta olduğu, insanların okumaktan ziyade dinlemeyi/izlemeyi tercih ettiği şu zamanlarda; acaba bizde mi bu işe bulaşsak diye de aklımdan geçmiyor değil. Çekim ve video editi yapacak birilerini bulsam, ben her şey/hiçbir şey hakkında konuşmaya zaten dünden razıyım ^^

Bu da böyle bir açık çek olsun bakalım, sizden nasıl tepkiler alacağım 🙂