Anasayfa Haberler En Son Haberler Puzzle Sanatı (Fan Fiction Projesi 2. Bölüm – Rizzoli & Isles)

Puzzle Sanatı (Fan Fiction Projesi 2. Bölüm – Rizzoli & Isles)

Dr. Maura Isles, elinde kahvesiyle koridorda ilerleyerek kendi birimine gitmek üzereyken köşede beliriverip her zamanki telaşıyla üzerine doğru gelen Detektif Korsak’la çarpışmamak için duraksamıştı. Korsak, dalgınca yanından geçip gidecekken Isles’i fark etmiş ve durmuştu.

“Rizzoli’yi gördün mü?”

Bu soru, sonraki 24 saatin koşturmacasının habercisi olan bir soru olacaktı…

24 Saat

Isles, Rizzoli’yi henüz görmediğini söylerken yeni geldiğini imâ edecek şekilde elindeki kahveyi havaya kaldırdıysa da bu pek Korsak’ın umrunda olmamıştı. Elinde tuttuğu telefonu çıkarıp kendisine gönderilen bir multimedya mesajı açarak Isles’e gösterdi.

Gelen mesajın çalıştırdığı videoda Rizzoli görünüyordu. Arkasından çekilen bir videoydu ve Rizzoli, kendisini takip eden birisinden bihaber bir şekilde yolda yürüyor gibi görünüyordu.

“Burası, onun evinin sokağı…” diye mırıldanan Isles’i susturdu Korsak. Rizzoli, apartmana girmek üzereyken arkasından koşan meçhul kişi elindeki bir bezle kapı girişinde Rizzoli’yi yakalamış ve bezi ağzına tutarak genç kadını bayıltmıştı. Isles bir çığlık atarken elindeki kahveyi yere düşürdü. Bunu pek umursamıyordu o an.

Bir sonraki sahnede, bir duvar saati vardı. Alt yazı eklenmiş olan sahnede, “24 Saatiniz Kaldı” yazıyordu. Isles, endişeyle Korsak’a dikti gözlerini. Tecrübeli detektif, videonun kendisine on dakika önce gönderildiğini söyledi. Hâlâ yeterince vakitleri vardı…

İlk akıllarına gelen şey, Rizzoli’nin evine gitmek olmuştu pek tabii ki de.

 

23 Saat

Rizzoli’nin evinin, videoda da görünen, sokağına girdiklerinde her şey normal görünüyordu. İnsanlar, olası bir kaçırma durumundan bihaber bir şekilde gündelik koşturmacalarına kapılmış gidiyorlardı. Apartmanın yakınında, tam olarak da video kaydının başladığı yerde durdular. İnip kaldırımda ilerlerken her karışa dikkat ediyorlardı.

Apartmanın kapısına dek, hiçbir şey bulamamışlardı. Tam umutlarını yitirmişken, Isles bir çığlık attı. Hafifçe araladığı apartman kapısının altında bir puzzle parçası bulmuştu. Bunun tesadüf olma ihtimali oldukça düşüktü.

Uzanıp eline alacakken, Korsak’ın ıslığıyla duraksadı. Usta detektif, cebinden çıkardığı bir mendille nazikçe tuttuğu puzzle parçasını içine doğru ittirdiği mendili tekrar katlayıp cebine koydu. Tedbiren, apartmana da göz attılar fakat başka bir şey bulamamışlardı. Bunun üzerine yapacakları başka bir şey kalmamıştı… Tekrar arabaya binip, laboratuvara doğru gitmek üzere yola çıktılar.

 

20 Saat

Laboratuvardan gelecek sonuçları beklerken, Korsak’a bakan Isles saatlerdir üzerine çöken gerginlikten ötürü olsa gerek patlamıştı.

“Ben adli tıp uzmanıyım! Detektif değil… Ne yapabilirim ki?”

Korsak ise cep telefonundan başka bir şey açmış, okuyordu. Bunu gören Isles, biraz daha sinirli bir sesle çıkıştı Korsak’a.

“Kime diyorum?”

Buna karşılık, tecrübeli detektif elindeki telefonu Isles’e çevirmişti. Ekranda bir önceki videonun sonundaki saat, altında “20 Saat Kaldı” yazılı olacak şekilde duruyordu. Isles daha bir gerilmişti ki, yeni bir mesaj daha geldi. İkisi aynı anda okudular.

Ekranda, “Isles’den başkasını karıştırma” yazılıydı. Paranoyak bir şekilde etraflarına bakarlarken Korsak elini alnına vurmuştu.

“Apartmanın civarındaydı kesin, şerefsiz!”

Isles ise farklı bir şey düşünüyor gibiydi. “Kim böyle bir şey yapabilir ki?” diye mırıldandığında, olası hedefleri aklında tartıp biçtiği belliydi. Korsak da sessiz kalmıştı bunun üzerine. Hedefe odaklanmak her zaman daha iyi sonuç verirdi.

O sırada, laboratuvardan sonuçlar gelmişti. Yapboz hakkında az da olsa bir bilgileri olacaktı artık… Merakla raporu incelemeye başladılar.

 

18 Saat

Girdikleri üçüncü oyuncak dükkanında artık umutları yavaş yavaş solmak üzereydi. Ellerindeki rapora göre, yerel bir üretici tarafından üretilmiş bir yapboz aramaları gerekiyordu. Ancak bütün dükkanlar, uluslararası markalar tarafından zapt edilmiş gibiydi.

Dükkanda, yaptığı işten nefret ettiği her halinden belli bir ergen satış temsilcisi duruyordu. Gelen iki kişinin isteğini garipsemişti. Ancak bütün o isteksiz hâline rağmen eliyle çenesini kaşımış ve “Sanırım istediğiniz gibi bir şey var bende…” diye homurdanmıştı. Bütün o aptal hareketli çizgi film figürlerinin ve alacalı bulacalı pek çok şeyin arasında ilerleyip bir bölüme geçmiş; beş dakika geçmeden geri gelmişti. Elinde koca bir kutu tutuyordu.

Gerçekten de yerel bir üreticinin puzzle’ıydı bu. Korsak, akıllı telefonunu çıkarıp marka hakkında araştırma yapmaya başlamıştı bile… Genç satıcı, depodan çıkardığı ürünün alınmayacağını anlayınca dudağını bükmüştü. Bunun üzerine dükkandan çıkmak üzereyken geri dönen Isles, bahşiş namına da bir şeyler bırakıp puzzle’ı satın aldı.

 

16 Saat

Arabayla şehirde dolanıyorlardı. Direksiyondaki Korsak, artık gerginlikten boynundaki kravatını çözmüş; gömleğinin ilk iki düğmesini de açmıştı. Isles ise, deli gibi telefonda sörf yapıyor; yerel üreticilerin hepsinin ürünlerine ulaşmaya çalışıyordu. Amacı, ellerindeki yapboz parçasına uygun olan yapbozu bulmaktı. Ancak tüm çabaları beyhude çıkıyordu ve git gide sinirleri daha da bozulmaya başlamıştı.

Neden sonra, bir anda “Bu sanki onu mu andırıyor?” diyerek trafiğin ortasında seyreylemekte olan Korsak’a doğrultmuştu telefonu. Bir an aracın kontrolünü kaybedecek gibi olan Korsak, yutkunarak öfkeli çıkışmasını başka bir zamana erteledi. Gözlerini kısarak telefona baktıktan sonra omzunu silkti.

Yapboz, eski bir deponun da olduğu bir manzarayı tasvir ediyordu. Görseli cep telefonuna kaydeden Isles, bir çırpıda bir arama motorunu açıp görsel arama fasilitesini kullanarak gerçek bir manzara olup olmadığını araştırmaya başlamıştı. Onu gözucuyla süzen Korsak bıyıkaltından gülümsedi.

“Bak, bir de detektiflikten anlamadığını falan söylüyordun…”

Onun bu homurtusuna cevap vermedi Isles. Bunun yerine daha iyi bir şey yaptı ve çıkan görsellerden birisini açtı ve “Buldum!” diye bağırdı. Şehir merkezinin 50 kilometre ötesinde bir adresi işaret ediyordu terk edilmiş olan depo…

 

14 Saat

Öğlen trafiği, şehir dışı yol derken iki saatte depoya anca varabilmişlerdi. Depo ve etrafındaki ormanlık alan, tıpkı yapbozda resmedildiği gibiydi. Heyecanla arabadan inen Isles’i durduran Korsak, elini beline götürmüş ve silahını çıkarmıştı. Bunun üzerine tehlikenin ayırtına varan Isles de duraksamıştı. Korsak, bomboş görünen depoya yaklaştı ve tedbirli bir şekilde kapıyı aralayıp içeriyi kolaçan etti.

Birkaç saniye geçmeden, kafasını kapıdan dışarı uzatıp Isles’e gelebileceğini işaret etmişti. Isles içeri girdiğinde deponun tamamen boş olduğunu görmüş ve omuzlarının çökmesine engel olamamıştı.

Korsak, boş depoyu arşınlarken Isles de mecburiyetten ona eşlik ediyor gibi başka bir köşeden başlayıp etrafı kolaçan etmeye başlamıştı. Aradan beş dakika geçmişti ki, Korsak eliyle yanına gelmesini işaret etti Isles’e. Gösterdiği yerde yeni bir puzzle parçası vardı…

 

10 Saat

Geldikleri yoldan dönmüşler, üstelik ters istikamette de iki saat gitmek zorunda kalmışlardı. Bu seferki parçanın ait olduğu puzzle, eski bir değirmen görüntüsüne işaret ediyordu. Değirmene vardıklarında, bunun İkinci Dünya Savaşı döneminden kalmış gibi görünen; terk edilmiş bir bina olduğunu anlamaları güç olmamıştı.

“Ben bu değirmeni bir yerden hatırlıyorum…” diye mırıldanmıştı Isles. Ancak nereden hatırladığını çıkaramadı. Korsak boş depoya girerken yaptığı gibi eline silahını almış, içerisini kolaçan etmek üzere hamle yapmıştı ki Isles onu durdurdu.

“Sanırım nereden hatırladığımı buldum…” diye fısıldarken gözbebekleri şüphe tomurcukları eker gibi bakıyordu… Korsak, içeri girecekken durmuş ve gözlerini Isles’e dikmişti.

“Buraya daha önce bir baskın düzenlenmişti… Beş yıl önce…”

Korsak da hayal meyal hatırlar gibi olmuştu. Arabasındaki telsize koşturup merkezden destek istedi. Silahını daha sıkı kavramış, Isles’i ise geride durması için sözsüz bir şekilde uyarmıştı. Isles ise tam tersi bir şekilde hareket ederek değirmenin arkasına doğru ilerlemeye başlamış; doğal olarak o noktadan bir kaçış olması hâlinde suçluyla yüz yüze gelme riskini göze almıştı.

Beş yıl önceki olayı ikisi de neredeyse tamamen hatırlıyordu artık. Değirmende gizlenen bir grup çocuk kaçakçısına baskın düzenlenmişti. Aralarından bir tanesi kaçacakken Rizzoli tarafından vurulmuş, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

Elindeki telsize tekrar sarılan Korsak, duruma dair daha detaylı bilgi geçtiği merkeze; o dönem vurulmuş ve hayatını kaybetmiş olan kaçakçının bir yakını olup olmadığının araştırılması talebini iletmişti.

Tecrübeli detektifin aklında hep depo vardı. Bunun bir tesadüf olduğuna inanmıyordu. Yapboz kullanarak kendilerine zaman geçirtmek isteseydi çok farklı hedefler kullanabilirdi. Tekrar merkeze bağlanıp deponun adresini veren Korsak, zeminin incelenmesi ve toprağa gömülü bir şeyler varsa bulunması emirlerini iletti.

Her şey yapılmış, uzaklardan polis sirenleri de duyulmaya başlanmıştı. Eliyle sıkıca kavradığı silahıyla kendini koruma dürtüsü içinde değirmenin kapısını bir tekmede açtı ve o an, bir silahın ateşlenme sesi duyuldu.

Isles, olduğu yerde kalakalmıştı. İçeriden gelecek diğer seslere kulak kabarttıysa da başka ses gelmemişti. Bunun üzerine koşarak değirmenin içine doğru ilerledi. İçeri girdiğinde hiç beklemediği bir tabloyla karşılaştı.

Korsak, bir sandalyeye bağlanmış Rizzoli’yi çözüyor; onun arkasında ayakta dururken alnına kurşun yemiş başka bir adam yatıyordu. Kafası karışmıştı. Rizzoli, bileklerini ovuşturarak yavaşça ayağa kalkarken açıklama yapmaya başladı.

“Aslında amacı beni öldürmek değildi… Sadece, sizi sınamak istedi.”

Isles’in de Korsak’ın da aklı karışmıştı.

“O dönem hastaneye kaldırılıp ölen adamın kardeşiymiş ve o da işin içindeymiş. Ancak biz her nasılsa atlamışız onu araştırmayı. O da yıllar sonra, bunu yüzümüze vurmak istemiş. Sizin yetişebileceğinizi bildiği için asıl tuzağı kendisine kurdu. Yakalandığında hapiste çürüyeceğini biliyordu…”

Korsak bunun üzerine depodan bahsetmişti. Merakı giderilmemişti çünkü hâlâ tam olarak. Rizzoli dalgınca gülümseyerek, “Depoda gömülü bir şeyler var… Sanırım…” diyordu ki gülümsemesi donuklaştı.

“Sanırım çocuklar var…”

Üçü susup gözucuyla yerde yatan adama bakarken, dışarıdan gelen polis sirenleri iyice yaklaşmıştı. İçeriye giren sağlık görevlileri Rizzoli’yi kontrol ederken Isles ve Korsak da arkadaşlarının başucunda durup omzuna dostane bir şekilde sarılıyorlardı. Rizzoli de, onların yetişeceğini bildiğini ifade eden bir bakışla ikisine baktıktan sonra gözlerinden belli belirsiz bir yaş süzüldü.


Temmuz ayında "Fan Fiction" bölümünü okumak istediğiniz dizi hangisi?

  • Grey's Anatomy (35%, 6 Votes)
  • Desperate Housewives (29%, 5 Votes)
  • Gilmore Girls (12%, 2 Votes)
  • The O.C. (12%, 2 Votes)
  • Parenthood (6%, 1 Votes)
  • Boston Public (6%, 1 Votes)

Total Voters: 17

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
6 Ocak 1990 / Ankara doğumlu olan yazarın ilk romanı "08:00" 2011 yılında yayımlandı. Bu romanı 2014 yılında Valiz takip etti. Aynı yıl, Komiser Tahsin Serisi'nin ilk kitabı Kaçak, sonrasında ise peş peşe iki yıl boyunca Yüzüncü Haber ve Tanrı Misafiri romanları yayımlandı., Bunların yanı sıra Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı, Öyküden Çıktım Yola, Aşkın Karanlık Yüzü ve Pati Öyküleri isimli kolektif kitaplara katkıda bulundu. Gazeteciliğe merak saldığı dönemlerde, 2010 yılında BirGün Gazetesi'nde yazdığı 'Sadece Bir Deli' başlıklı yazısıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü'nü aldı. Bu çalışmalarının yanı sıra Kaya'nın Dokuz Eylül Üniversitesi'nde tiyatrolaştırılan "kadın eşitdeğildir erkek" isimli bir oyunu ve kısa filmleştirilen "Siren" ve "Başkent" isimli iki kurgusu vardır. Halen Evrensel Gazetesi'nde cumartesi günleri spor yazıları, Evrensel Pazar'da ise her hafta yeni bir hikaye yazmaktadır.