Distopik bir gelecekte hasta kızı için elinden geleni yapmaya çalışan bir adam. Ve bu uğurda ölümcül bir kovalamacada kendi canını feda etmeye hazır. Tek yapması gereken kaçmak ve mümkün olduğunca hayatta kalabilmek. Çünkü nefes alıp verebildiği her gün ailesinin geleceği için biraz daha umut. Sevilen yazar Stephen King’in 1982 yılında Richard Bachman mahlasıyla yazdığı The Running Man (Türkçe adıyla Azrail Koşuyor) 1987 yılındaki beyazperde uyarlamasının ardından bu defa yönetmen Edgar Wright’ın gözüyle yeniden izleyiciyle buluşuyor. 21 Kasım itibariyle ülkemizde de gösterime girecek olan filmde hikâyenin kahramanı Ben Richards rolünü Glen Powell üstleniyor. Josh Brolin, Colman Domingo, Lee Pace, Emilia Jones ve Michael Cera da hikâyenin kilit isimlerine hayat verenler arasında.
Yakın gelecekte, Amerika Birleşik Devletleri’ndeyiz. Ülke büyük bir medya ağı tarafından otoriter rejimle yönetilmektedir. Çoğu insan yoksul ve sağlık hizmetlerinden mahrum sayılır. İnsanlar Şebeke’nin sunduğu vasat reality şovlar ya da yarışma programlarıyla adeta beyinleri süngerleştirilmiş bir hale dönüşmüştür. Tabii bu durumdan ayrılan nadir kişiler de vardır ve Ben Richards da bunlardan biridir. Düşüncelerinden taviz vermeyen Ben, hak ve adalet arayışının bedelini işsiz kalmakla öder. Ancak küçük kızı hastadır ve geçici çözümler yerine düzgün bir tedavi görmelidir. Gece kulübünde çalışan eşi Sheila’nın fazla mesaileri de günü kurtarmaya yetmez. Şebeke’nin insanlara sunduğu en popüler yarışması “Ölüme Koşan Adam”dır. Seçilen kişi 30 gün boyunca sıradan vatandaşların ihbarından ve Avcılar’dan kaçmayı başarırsa 1 milyar dolar kazanacaktır. 1000 dolarlık bir avans ve 12 saatlik bir avantajla yarışmaya başlayan kişi her gün kendisini filme alıp kasetleri kanala ulaştırmakla yükümlüdür. Peki, henüz bu yarışmayı kazanan olmuş mudur? Tabii ki hayır. Peki, Şebeke işin içine biraz hile de karıştırabilir mi? Muhtemelen evet. Ben, artık bir çaresi olmadığını düşünerek, ailesine daha iyi bir gelecek sunmak adına Ölüme Koşan Adam yarışmasına katılmaya karar verir. Aşamalardan geçmeyi başarır ve yapımcı Dan Killian’la bir araya gelerek Ölüme Koşan Adam yarışmasına dahil olur. Üç yarışmacıdan biri olmayı başaran Ben, 30 gün sürecek bu ölümcül kovalamacada hayatta kalma savaşı verecektir.
Filmde kahramanımız Ben Richards’a Glen Powell hayat veriyor. Son yılların yükselen yıldızlarından Powell, aksiyonu yüksek filmde iyi bir performans sergilemekte. Hikâyenin önemli karakterlerinden yapımcı Dan Killian rolünde Josh Brolin var. Yarışmanın sunucusu Bobby T rolünde yine şaşırtmayan kaliteli oyunculuğuyla Colman Domingo’yu izliyoruz. Avcılar’ın başındaki acımasız McCone rolünü Lee Pace üstlenmekte. Ben’in eşi Sheila rolünde Jayme Lawson yer almakta. Ben’e ilk aşamada yardımcı olan arkadaşı Molie rolünde William H. Macy’yi görüyoruz. Ben’in kaçış hikâyesinde önemli karakterler var. Bunlardan ilki küçük kardeşiyle birlikte ona yardımcı olmaya çalışan Bradley ve bu rolde Daniel Ezra var. Bir diğeri ise Bradley’nin yönlendirmesiyle ulaştığı Elton ve bu rolde de Michael Cera’yı izliyoruz. Sonlara doğru ise rehin almak zorunda kaldığı, para sıkıntısı olmayan normal vatandaş Amelia hikâyeye dahil oluyor ve bu rolde Emilia Jones karşımıza çıkıyor. Karl Glusman, David Zayas, Katy O’Brian ve Sean Hayes de yine filmin oyuncuları arasında. 1987 yapımı filmde Ben Richards rolünü üstlenen Arnold Schwarzenegger da filmde kendini gösteriyor ama nasıl olduğunu izleyip görmeniz daha iyi. Filmin yönetmenliğini üstlenen Edgar Wright, Michael Bacall ile birlikte bu uyarlamayı ortaya çıkarıyor.
Ölüme Koşan Adam, kitaptaki anlatım sırasına göre ilerliyor. Ben’in her an ölümle burun buruna geldiği hikâyede karşısına çıkan karakterler var. Kitabı iki kere okuyan birisi olarak benim en çok merak ettiğim anların başında Stacey ve ağabeyi Bradley ile bir araya gelişi geliyordu. Throckmorton ailesi de Ben gibi sağlık hizmetinden mahrum kalmış durumda ve bunun sıkıntısını da kız kardeşleri üzerinden yaşamaktalar. Şebeke’ye karşı bir duruş sergileyen Bradley, aslında nasıl bir yanıltmacanın içinde olduğunu Ben’e hazırladığı video kasetlerle gösteriyor. Ben’in buradaki saklanışı da umduğu gibi sürmüyor ve Bradley’nin yönlendirmesiyle bir başka Şebeke karşıtı Elton’ın yanına Derry’ye gidiyor. (Derry, Maine bu hikâyenin de olmazsa olmazı.) Elton, dürüst bir polis olan ve sisteme karşı gelen babasının anısına isyankâr bir duruşta. Ancak annesinin müdahalesi Ben’i yeni bir kaçışa sürüklüyor. Ben’in bu kaçış yolculuğundaki son durağı zengin Amelia oluyor ve onu rehin alarak hem yarışmaya hem de Şebeke’ye kafa tutmaya çalışıyor. Film, kitapta da olduğu gibi heyecanı ve “şimdi ne olacak” merakını yüksekte tutuyor. Bu arada Ben’in TV izlediği anlarda denk geldiği reality şov Americanos, özellikle Kardashian ailesine güzel bir gönderme barındırıyor. Hikâyenin sonu ise kitaba nispeten daha umut verici diyebilirim.

Peki, Ölüme Koşan Adam’ın bu uyarlaması tatmin etti mi derseniz, pek değil. Açıkçası kitabın anlatım dili daha karanlık ve sosyal sınıf ayrılığını çok derinden yansıtıyor. Ben’in hasta kızı için verdiği o amansız mücadele kitapta çok daha dokunaklı ve yoksulluğun acımasızlığı bir tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Stephen King bir ayrıntı insanı ve anlattığı her hikâyede okuru o dünyanın içine almak için hiçbir detayı atlamıyor. Haliyle siz de kitapta hissettiğiniz duyguların aynısını beyazperdede izlerken yaşamak istiyorsunuz. Edgar Wright’ın ele alışı tam da kendi anlatım diline uygun, aksiyon ön plana çıkaracak şekilde. Ama bu hikâye aksiyondan çok kızı için her şeyi göze alan bir adamın mücadelesini anlatıyor. O his de bu uyarlamada bana geçmiyor. Benim hayalimdeki The Running Man, hem görsel hem de ruh hali olarak daha karanlık ve daha acımasız bir dünyanın içinde. Ve ben bu şekilde hayal etmeye devam edeceğim.
Ölüme Koşan Adam, kitabı okuyup sevenler için belki çok tatmin edici olmayabilir ama aksiyon arayanlar için doğru bir seçim olacaktır. Ben Richards’ın ölümcül kaçışına siz de dahil olun ve biletlerinizi ayırtın. Şimdiden keyifli seyirler.


















