Müzik temalı filmler ve yaratıcı belgeseller için artık yepyeni bir buluşma noktası olan Long Play Music Films Festival, çok yakında sinema ve müzik tutkunlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Dizi-Mania olarak medya sponsorları arasında yer aldığımız bu festival, 5-6-7 Aralık 2025 tarihinde İstanbul’da gerçekleşecek ve film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler, atölyeler gibi pek çok etkinliğe de yer verecek. Bu arada festivalin bünyesinde bir de belgesel yarışması düzenlenmekte. Biz de festival öncesinde Long Play Music Films Festival’ı hayata geçiren ve direktörlüğünü üstlenen Gökçe Kaan Demirkıran’la bir röportaj gerçekleştirdik.
Müziği ana tema olarak alan ilk film festivaline imza atıyorsunuz. Öncelikle böyle bir festival yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Müzik benim çalışma alanlarımdan biri. Belgesel çekmeye 20 yıl önce müzik temalı konularla başlamıştım. Uzun süre de devam etti bu. Bu zamana kadar biriktirdiğim müzik tartışmaları için bir alan açmak istedim. Festivalde de bu tartışmalar için bir tema belirledik. “Temaslar, Rastlantılar, Karşılaşmalar”. Coğrafyamızdaki müzik tartışmalarında bu üç başlık çok öne çıkıyor. Filmleri de ona göre seçtik, atölye ve söyleşileri de buna göre belirledik. Gelecek yıl başka şeyler tartışmayı planlıyoruz. Müziğin sadece konserden ve pop endüstrisinden ibaret bir şey olmadığını düşünüyorum. Sinemayı geliştiren, kimi zaman da önüne geçen bir konu müzik. Bu nedenle ikisini bir araya getirmek çok keyifli olur diye düşündük.
Aslında böyle bir ekonomide bir festival yapabilmek büyük bir cesaret gerektiriyor. Bu yola çıkarken çekinceleriniz oldu mu? Umut ettiğiniz desteği görebildiniz mi?
Çekinceden ziyade zor olabileceğini bilerek yola çıktık. Harcamalarımızı, planlamalarımızı mevcut ekonomimize göre belirledik. Bu bizi kısıtlayan bir şey ama bir yöntem.
Bir de her iletişim yaptıkları alanda etki ettikleri sosyal faydadan ötürü övünen markaların aslında bu tür konulara nasıl yaklaştıklarını da biliyoruz. Üzücü ama gerçeğimiz bu. Çünkü o markaların karar vericileri de toplumun bir izdüşümü. Toplumda sanata, kültüre, sinemaya, müziğe ne kadar ihtiyaç duyuluyorsa o markalar da o kadar istekli oluyor. Bütçelerini dijitaldeki “fenomenlere” harcamak muhtemelen daha anlamlı ve etkili geliyor. Çok fazla markayla da görüşmedik açıkçası. Birkaç markadan aldığımız yanıttan sonra, sponsor bulamadık diye yapmayalım mı yani dedik (: Bu yılı bir şekilde kotardığımızı düşünüyorum. Seneye bakacağız artık.
Bunun dışında birçok paydaşımız bize destek verdi. Festivale katılanlar onları görecekler zaten.
Long Play Müzik Filmleri Festivali 5-6-7 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek. Katılımcıları ne gibi etkinlikler bekliyor? Hangi filmleri izleme şansına erişeceğiz?
Önemli filmler göstereceğimizi düşünüyorum. 8 tane filmimiz var belgesel yarışmada. Türkiye, Brezilya, Yunanistan ve Macaristan’dan filmler var. Bunun yanında Whiplash, Aşk Mark Ölüm gibi yakın dönemde ilgi görmüş filmler var. Neredesin Firuze’nin 20. Yılı, o nedenle Ezel Akay ve Murat Meriç’in katılacağı bir gösterim yapıyoruz. Keza açılış filmimiz de bu yıl 15. Yılını kutlayan Anadolu’nun Kayıp Şarkıları. Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası da gösterim seçkimizde. 20 film göstereceğiz ve hemen hemen tüm filmler ekip katılımlı veya filmin üstüne konuşabilecek, tartışma oluşturabilecek kişilerin katılımıyla gösterilecek.
Bu arada festival bünyesinde belgesel film yarışması da yapılacak. Başvurulara katılım nasıldı, yeterli ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?
Nicelik olarak yüzlerce film başvurmadı. Ancak nitelikli filmler başvurdu. 8 tanesini finale aldık, başvuran filmlerden 3 tanesini de gösterim seçkisine aldık. Sadece müzik temalı filmlerin yer aldığı bir yarışma için ilgi gördü diyebilirim.
Sporun yanı sıra müziğe dair belgesellere imza atmış bir yönetmen olarak müzikle ilgili en sevdiğiniz filmlerden ve belgesellerden birkaç örnek vermenizi istesek… Müziğe dair mutlaka izlenmesi gereken yapımlar arasında sizin listenizde neler var?
Hali hazırda film çeken ve festivaller yapmaya çalışan biri olarak buna yanıt vermem çok zor. Bir de nedense en sevdiğim diye başlayan şeylerden biraz uzak duruyorum diğerlerine haksızlık olmaması açısından. Ancak, Didem Pekün ve Barış Doğrusöz’ün çektiği, bazı noktalarına eleştirilerim ve itirazlarım olsa da Kor ve Ateş Yılları bence çok önemli bir film. Çünkü Tülay German’ın sesini duyuyoruz filmde. İki yönetmene de teşekkür ederim, filmi festivalde göstermemizi kabul ettikleri için.
Bu yıl 5-6-7 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleşecek festivalin takvimi açıklandı. Gösterimler, söyleşiler ve atölyelerle dolu üç gün izleyicileri bekliyor olacak. Festival biletleri Biletinial‘da satışa çıktı.


















