Ana Sayfa Sinema 28 Yıl Sonra: Zaman Her Şeyi İyileştirmez

28 Yıl Sonra: Zaman Her Şeyi İyileştirmez

1342
28 Years Later - 28 Yıl Sonra

Her şey aslında şempanzelerden bulaşan bir öfke virüsüyle başladı. Yaşananları, virüsün bulaşmasından 28 gün sonra gözlerini hastanede açan ve hiçbir şeyden haberi olmayan bisikletli kurye Jim’in macerasıyla izledik. Aradan zaman geçti, yayılan virüs kontrol altına alınmaya çalışırken bu defa 28 hafta sonra eşinden enfekte olan Don’un domino etkisiyle yarattığı tehlikeye tanık olduk. Ve şimdi öfke virüsünün ortaya çıkmasından yıllar sonra, 12 yaşındaki Spike ve ailesinin izole olmuş bir adada hayatta kalma mücadelesini izleyeceğiz. Yönetmen Danny Boyle ve senarist Alex Garland’ı bir kez daha bir araya getiren 28 Yıl Sonra; Jodie Comer, Aaron Taylor-Johnson, Jack O’Connell, Alfie Williams ve Ralph Fiennes’dan oluşan güzel kadrosuyla 20 Haziran’da ülkemizde vizyona giriyor.

Öfke virüsü ortaya çıktıktan yıllar sonra Avrupa ülkeleri tamamen arınsa da Britanya’da durum pek parlak değildir. Anakara karantina bölgesi olarak geçerken, kurtulanlar ise hayatta kalmak için çözüm üretmişlerdir. İşte o gruplardan biri de anakaraya tek bir geçitle açılan küçük bir adada kısıtlı kaynaklarla yaşam mücadelesi vermektedir. Topluluğun üyelerinden Jamie günlerden bir gün 12 yaşındaki oğlu Spike’ı artık anakarayla tanıştırmaya karar verir. Aslında bu ritüel 14-15 yaşlarında yapılması gerekmektedir ama Jamie, Spike’ın hazır olduğunu düşünür. Baba-oğul anakarada hem heyecanlı hem de tehlikeli anlar yaşarken Spike, saklandıkları bir kulübede uzaktan yükselen dumanı fark eder. Babadan net bir yanıt alamaz ve nihayetinde zorlukla adaya dönmeyi başarırlar. Dumanın yanıtı ise aile dostları Sam’de saklıdır; oradaki kişi Dr. Kelson’dan başkası değildir. Spike, sürekli baş ağrılarından muzdarip olan annesi Isla’nın hastalığına Dr. Kelson’ın bir çare bulabileceğini düşünür. Ve anne-oğul anakarada derin bir yolculuğun kahramanları haline dönüşür.

28 Yıl Sonra, serinin ilk filmini yazan Alex Garland’ın senaryosuyla karşımıza çıkıyor. İlk filmin yönetmeni Danny Boyle yeniden yönetmen koltuğunda yer alırken, Cillian Murphy ise yapımcılar arasında. Jodie Comer, belirsiz hastalığıyla mücadele eden anne Isla rolüne hayat veriyor. Baba Jamie rolünde Aaron Taylor-Johnson’ı izliyoruz. 12 yıllık hayatında yepyeni bir maceraya atılan oğul Spike rolünü Alfie Williams üstleniyor. Anakarada kendine göre bir hayat kuran Dr. Kelson rolünde Ralph Fiennes var. Az ve öz rolüyle filmde yer alan Jack O’Connell ise nevi şahsına münhasır bir tarikat lideri olan Sir Jimmy Crystal’ı canlandırıyor.

Dr. Kelson (Ralph Fiennes) and Isla (Jodie Comer )in Columbia Pictures’ 28 YEARS LATER.

Yazının bu bölümden sonrası SPOILER dolu anlarla çevrili olacaktır. O yüzden devam edip etmemek size kalmış…

28 Yıl Sonra, yine diğer iki filmde olduğu gibi kısa bir hikâyeyle giriş yapıyor. İskoçya’nın dağlarında bir evin odasında enfektelerden korunmaya çalışan çocukların televizyonda Teletabileri izlerken yaşadıkları dehşet ve korkuyla başlıyoruz. Tabii beklenen son oluyor ve enfekteler bir şekilde önüne geleni katlederken tek bir çocuk rahip babası sayesinde hayatta kalmayı başarıyor. Ve bu olayın ardından 28 yıl sonrasındayız. Zombi ya da enfekte hikâyelerinde değişmeyen tek şey var, o da kendi güvenli alanını kuran topluluklar. İşte o topluluklardan biri de kendilerini güvenli bir adanın içinde konuşlandırmışlar ve bazı ihtiyaçları karşılamak ya da gerekli ritüelleri gerçekleştirmek dışında anakaraya adım atmamayı tercih ediyorlar. Adadaki her çocuk gibi enfektelere karşı bir eğitimden geçen Spike, babasının da teşvikiyle anakaraya geçip öğrendiklerini uygulamalı gerçekleştirecektir. (Çocukların hepsi TWD’deki Daryl Dixon misali ok atmayı öğrenirken enfekteleri nereden vurmaları gerektiğine dair bir eğitimden geçiyorlar.) Bir enfekteyi öldürüp, gelgit zamanını da doğru kullanarak adaya tekrar döneceklerdir. Anakaraya attıkları ilk adımla birlikte virüsün nasıl evrildiğine tanık oluyoruz. Serinin diğer filmlerini izleyenler bilir; öfke virüsü bulaştıktan 20 saniye içerisinde etkisini gösterir ve hızlı hareketlerle önüne çıkan her canlıya bulaştırır. Buradaysa artık daha yavaş hareket eden bir enfekte grubu da var olmuş durumda. Jamie ve Spike ilk karşılaşmalarını yavaş hareket edenlerle yaşıyorlar ama kısa bir süre sonra hızlılarla bir kovalamaca haline düşüyorlar. Ve burada da hiçbir şekilde ölmeyen lider Alfa enfekteyle tanışıyoruz. (Tabiri caizse üzerine ateşler yağsa dahi hayatta kalmayı başarıyor ve kendine has da bir öldürme biçimi var.) Filmin hikâyesi aslında iki kısımdan oluşuyor desem yanlış olmaz. İlk kısım baba ve oğulun macerasını konu alırken gerilimli, aksiyonlu ve kimi zaman da tiksindirici anları karşımıza çıkarıyor. Kovalamaca sırasında sığındıkları evin içinde baş aşağı sarkan enfekteyle mücadeleleri heyecan verici anlardan. Zor bela adaya dönmelerinin ardından anakarada bir doktorun varlığını öğrenen Spike, annesinin hastalığına bir çare bulabileceğini umut ediyor ve hikâyenin ikinci kısmı başlıyor. Spike ve annenin anakaraya yaptığı yolculuk yine tehlikeli ama duygusal anlar daha ön planda. Doktora ulaşma çabaları sırasında karşılaştıkları NATO askeri Erik (Edvin Ryding tarafından canlandırılmakta) bir süreliğine de olsa anne-oğula yardım edebiliyor. Hayatında teknolojiye dair herhangi bir şeye tanık olmamış Spike’a Erik’in cep telefonunu göstermesi ve kız arkadaşına dair aralarında geçen diyalog oldukça komikti. Bu kısmın ilginç ve birazcık da duygu dolu sahnelerinden biriyse enfekte olan hamile annenin sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesiydi. Alfa’dan kaçmaya çalışan anne-oğulun imdadına Dr. Kelson yetişiyor ve yeni doğan sağlıklı bebekle birlikte onları kaldığı yere götürüyor. İşte burada Dr. Kelson’ın enfekte olsun olmasın, tüm hayatını kaybedenlerin anısına hazırladığı (ve hatta filmin afişinde de yer verilen) kafataslarından oluşan anıtını görüyoruz. Dr. Kelson Isla’yı kendi yöntemleriyle muayene ediyor ve sonuç hiç de parlak değil. Ve Spike buradan itibaren kendi hikâyesine doğru yol alıyor. Filmin nevi şahsına münhasır karakteri olan tarikat lideri Sir Jimmy Cristal da (hikâyenin başında kurtulan o küçük çocuk) onun yeni yolculuğunun başlangıcı olacak gibi gözüküyor.

28 Yıl Sonra’da Danny Boyle’un yönetmen koltuğunda olması yine farkını gösteriyor ve inanılmaz açıları izleyiciye yansıtıyor. Tabii kurguyu da es geçmemek lazım, bu yüzden Jon Harris’in de başarılı bir iş çıkardığını belirtelim. Gerilim, korku odaklı filmlerde ses gerçekten en önemli faktör ve burada da duyguların değişimine göre hazırlanan ses tasarımı oldukça iyi. Oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken filmde 12 yaşındaki Spike’a hayat veren Alfie Williams, bence bu yıl Adolescence’teki Owen Cooper’dan sonra en iyi çocuk oyuncu seçimi. Çekimlerinin çoğu İngiltere’nin kuzeyinde gerçekleşen film enfektelerle dolu dünyada iç açan bir doğa manzarasını da karşımıza çıkarıyor.

Dr. Kelson (Ralph Fiennes) in Columbia Pictures’ 28 YEARS LATER.

28 Yıl Sonra, aslında yeni bir üçlemenin ilk filmi. Diğer filmler de Alex Garland’ın senaryosuyla ortaya çıkacak. 28 Years Later: The Bone Temple adını taşıyan ikinci film, ilk filmle arka arkaya çekilmiş durumda ve yönetmenliğini Nia DaCosta üstleniyor. Bu filmde muhtemelen Jack O’Connell’ın canlandırdığı Jimmy’nin tarikatını daha yakından tanıma fırsatı bulacağız. Ayrıca Cillian Murphy de Jim karakteriyle geri dönüş yapmakta ve bir aksilik olmazsa bu film 16 Ocak 2026’ta vizyona girecek. Hazırlıklarına başlanan üçlemenin son filminde ise Danny Boyle’u yeniden yönetmen koltuğunda göreceğiz. Tabii son filmde hikâye nereye gidecek onu da The Bone Temple’ı izledikten sonra anlayacağız.

Bu enfekte dünyasında zaman her şeyi iyileştirmiyor belki ama heyecanı, gerilimi de elden bırakmıyor. Bu yılın en merak edilen yapımlarından 28 Yıl Sonra, ilk iki filmi izleyenler ve sevenler için büyük bir mutluluk kaynağı olacak. Bu dünyaya yabancı olanlarsa belki bir şans verebilirler kim bilir… Şimdiden herkese keyifli seyirler.