New York sokaklarının dost canlısı süper kahramanı Örümcek Adam, uzun sayılabilecek bir aranın ardından aramıza dönüyor. Tabii bu defa her şeyin yeniden başladığı bir evreyle. Sevdiklerini ve tüm dünyayı korumak adına yaptığı seçim onu yalnız bıraksa da kötülüklere karşı savaşma azminden asla vazgeçmiyor. Yönetmenliğini Destin Daniel Cretton’ın üstlendiği filmde Tom Holland’ı yetişkinliğe adım atan bir Peter Parker yani namı diğer Örümcek Adam rolünde izlerken Zendaya ve Jacob Batalon Peter’ın en sevdikleri MJ ve Ned rolleriyle karşımızda. Sadie Sink, Jon Bernthal ve Mark Ruffalo’da bu yeni macerada izleyeceğimiz isimlerin başında geliyor.
Eğer Tom Holland’lı Örümcek Adam üçlemesini izlemediyseniz bu bölümden sonrasına dikkat, SPOILER içeren unsurlar karşınıza çıkabilir…
Peter Parker’ın Dr. Strange’den istediği büyünün sonuçları oldukça ağır olmuş, dünyayı ve sevdiklerini kurtarmak adına bir seçim yapması gerekmiştir: O da “Peter Parker” olarak varlığını tüm hafızalardan sildirmektir. Bu; sevdiği arkadaşı Ned, biricik aşkı MJ’den vazgeçmek zorunda kalmak olsa bile. Ve şimdi Peter, New York’ta bir apartman dairesinde tek başına hayatını sürdürmekte, teknik ekipmanlarıyla her gün kendini geliştirmekte ve en önemlisi de tam zamanlı bir Örümcek Adam’a dönüşerek şehirdeki her suçla mücadele etmektedir. Bu arada Ned ve MJ de takip alanındadır. Ned’in sosyal medya paylaşımlarından ikilinin üniversite zamanlarını gıptayla izler. Yine sıradan bir günde şehirde bir suça engel olmayı beklerken bir tankın Hasar Kontrol Birimi’ne doğru yöneldiğine dair bir uyarı alır. Burada daha yeni kolluk kuvvetlerine teslim ettiği, şehrin suç makinelerinden Scorpion vardır ve başka bir yere nakil edilecektir. Ancak karşısına çıkan tehlike, elle tutulur gözle görülür bir şeyden çok insanların zihnine sızıp onları kontrol eden bir şeydir. Örümcek Adam hem bu gizemli şeyin ne olduğunu ortaya çıkarırken, hem kendi içinde yaşadığı fiziki evrimi dengelemeye çalışacak hem de sevdiği insanların hayatlarına yenden dahil olmaya çalışacaktır.

2017’de başlayan yeni Örümcek Adam serisiyle birlikte mahallemizin dostu süper kahramanız rolünü artık Tom Holland üstleniyor. Filmin hikâye örgüsündeki bu yeni başlangıçla birlikte artık yetişkinliğe geçiş yapmış bir Peter Parker profili çiziyor. Holland, duruşu, davranışı, mimikleri ve hatta bakışlarıyla karakterin o dönüşümünü çok iyi bir performansla izleyiciye hissettiriyor. Peter’ın kız arkadaşı MJ rolünde Zendaya’yı, en yakın arkadaşı Ned rolünde Jacob Batalon’u yeniden görüyoruz. Zendaya hiç şüphesiz son yılların yükselen yıldızı ama iyi bir oyuncu mudur bu göreceli bir kavram ve benim açımdan ortalama seviyede. Ned rolündeki Jacob Batalon’un enerjisi ise serinin başından bu yana hep yüksek ve bu filmde de bizlere bunu yine aynı güzellikte yansıtıyor.
Ve tabii bu yeni hikâyenin içinde yer alan, bazısı aşina olduğumuz bazısı da yeni karakterler… Aşina olduklarımız arasında Punisher, Hulk ve bir tane de sürprizini bozmak istemediğim bir Marvel karakteri var. Punisher yani Frank Castle, şehirdeki suçlara karşı silahıyla karşılık vermek istese de Örümcek Adam onu hep daha olumlu bir tarafa yöneltmeye çalışıyor. Aralarında izlemesi keyifli bir ağabey/kardeş çatışması var ve her şeye rağmen günün sonunda Örümcek Adam’ın en önemli destekçilerinden biri Punisher. Jon Bernthal, uzun zaman önce üstlendiği bu rolle filmin kadrosunda ve hiç şüphesiz ben dahil pek çok kişi de onu Punisher olarak görmekten oldukça memnun. Hikâye, Peter’ın içindeki örümcek DNA’sının evrimini de fazlasıyla barındırıyor ve bu onu süper kahraman kimliği sırasında tehlikeli durumlara düşürüyor. İçindeki iki kimliği de dengede tutmak adına danışacağı kişi dahi profesör Bruce Banner yani namı diğer Hulk. Bu sayede Mark Ruffalo’yu bir kez daha Hulk olarak izliyoruz.
Filmin yeni karakterlerinde karşımıza çıkanlar ise çoğumuzun dizilerden aşina olduğu oyuncular… Stranger Things’den hatırlayacağımız Sadie Sink, güçlü bir yeteneğe sahip bir telepat Jean Grey rolünde. Jean, kendi intikamının peşinde ve bunun için göze almayacağı hiçbir şey yok. Severance’ın ilginç karakteri Milchick’e hayat veren Tramell Tillman, Hasar Kontrol Birimi’nin başındaki Bill Metzger rolüyle hikâyede yer alıyor. Metzger, Örümcek Adam’a kaşı yardımsever bir profil çizse de onun da kendine göre sakladığı şeyler var. Better Call Saul’la özdeşleştirdiğimiz Michael Mando, Örümcek Adam’ın New York sokaklarında karşı karşıya geldiği Scorpion rolünü üstleniyor. The Bear’ın en güzel karakterlerinden Tina’ya hayat veren Liza Colón-Zayas da Örümcek Adam’ın polis departmanındaki en önemli destekçisi dedektif Jean DeWolff rolünde.

Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün, serinin dördüncü filmi olsa da aslında kendi içinde yeni bir serinin başlangıcı şeklinde. Çünkü Peter Parker artık o lise ve gençlik dönemini ve “Örümcek Adam” olmanın heyecanını geride bırakarak yetişkinliğe geçiş yapıyor ve üstlendiği o süper kahramanlık görevini en iyiye taşımaya çalışıyor. Çünkü bu büyük güç ona büyük bir sorumluluğu da getiriyor.
Bir üniversite başvurusu için bir büyü girişimi hem ailesinin yegâne parçası May halasının ölümüne hem de sevdiklerinin onu unutmasına yol açmıştı. Bu yoğun duygularla boğuşurken içindeki örümcek de insanlığının ötesine geçmeye çalışmakta ve bunun için bir çözüm üretmesi lazım. Ki örümcek genlerinin karanlık yüzüne Peter’la birlikte izleyici de tanık oluyor.
Örümcek Adam, şehrin yeni gizemli tehdidini çözmeye ve onunla başa çıkmaya çalışırken, çoğu zaman desteği bazen de kösteği Punisher’dan alıyor. Punisher yine bıraktığımız gibi, tüm sorunları silahla çözmeye çalışmak istiyor ama Peter ona mümkün oldukça müdahale etmeyi başarıyor. Filmde ikilinin bir aradaki sahneleri en güzel anlar arasında ve Holland-Bernthal arasındaki uyum da muhteşem. Bir de sürprizini bozmak istemediğim bir Marvel karakteri var, Örümcek Adam’ın onunla bir araya gelmesi de izleyicinin hoşuna gideceği bölümlerden biri. Tabii şunu da atlamamak gerek; fazla karakter ve fazla olay örgüsü, fazla eksikliği ve fazla kopukluğu da beraberinde getiriyor. Bundan payını alanların başında Scorpion var. O, hikâyenin bir parçasından çok geçiş için yerleştirilmiş bir karakterden öteye geçemiyor. Dedektif DeWolff da aynı şekilde, hikâyenin en can alıcı noktalarında bir anda ortadan kayboluyor. Hasar Kontrol Birimi’nin başındaki Metzger de yine hikâyenin bulanık kalan karakterlerinden. (Ayrıca Peter Parker’ın New York gibi bir şehirde, derme çatma bir dairede, -evdeki son teknoloji kurulumunu saymıyorum bile- hayatını idame ettirmesi nasıl oluyor, o da kafamdaki ayrı bir soru.)

Peter Parker’ı Peter Parker yapan en güzel şey, en önemli varlıkları MJ ve Ned. Onları uzaktan seyretmek Peter’ı fazlasıyla üzüyor ve bu sadece zihnini değil bedenini de fazlasıyla etkiliyor. Ama olayların gelişimiyle birlikte yeniden hayatlarına sızıyor. Ki bu gizemli tehdit MJ’i de kapsayınca Peter’ın onu korumak adına yapamayacağı şey yok.
Bu filmle birlikte New York şehrinin de daha fazla ön plana çıktığını görüyoruz. Önceki filmlerde çok hissedemediğimiz o şehrin silueti, binaları, sokakları birçok sahnede Örümcek Adam ile birlikte başrolü üstleniyor. Örümcek Adam’ın ağını fırlatarak New York sokaklarında süzülmesi kadar daha güzel ne olabilir ki…
Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün ile birlikte artık ayaklarını yere daha sağlam basmaya çalışan bir süper kahraman var. Peter Parker’ın bu gelişimine siz de ortak olmak istiyorsanız, 31 Temmuz’dan itibaren sinemalarda yerini alacak bu filmi kaçırmayın. Şimdiden herkese keyifli seyirler.


















