Ana Sayfa İnceleme Rooster: Bir Üniversite Kampüsünden Hayata Bakış

Rooster: Bir Üniversite Kampüsünden Hayata Bakış

6
Rooster (HBO Max)

Scrubs, Shrinking ve Ted Lasso gibi sevilen dizilerin yaratıcılarından Bill Lawrence hayatı ve ilişkileri bu defa bir üniversite kampüsüne taşıyor. Steve Carell’in başrolünde yer aldığı Rooster, günümüzle birlikte değişim gösteren kavramları ve ikili ilişkilerdeki iniş çıkışları esprili bir üslupla karşımıza çıkarıyor.

Şehre Bir Yazar Gelir

Greg Russo, Rooster adlı kitap serisiyle tanınan, kendi deyimiyle “sahilde okunabilecek keyifli ve hafif” romanlar yazan orta yaşlarında bir yazardır. Profesör Dylan Shepard’ın davetiyle New England’da bulunan Ludlow Üniversitesi’ne bir söyleşi için gelir. Aslında bu söyleşiyi kabul etmesinin en önemli nedeni, üniversitede ders veren kızı Katie’yi kolaçan etmektir. Çünkü Katie’nin meslektaşı ve aynı üniversitede görev yaptığı eşi Archie, bir yüksek lisans öğrencisiyle yaşadığı ilişki yüzünden onu terk etmiştir. Greg’in kızına destek amaçlı yaptığı bu kısa yolculuk, bir anda üniversitenin dönemlik konuk yazarlığına dönüşür. Greg, ilginç rektör Walter Mann’in bu teklifini isteksizce kabul etse de hayatına giren yeni insanlar sayesinde kendi problemleriyle de başa çıkmayı öğrenecektir.

Karakterler ve Oyuncular

Dizinin ana kahramanı Greg Russo, hayatının bir nevi yeni bölümü sayılabilecek bu New England macerasında herkesin sevdiği bir karaktere dönüşüyor. Bunun da en büyük nedeni olaylara yaklaşım açısı. Sadece kızı Kate’in değil, etrafında onunla etkileşim halinde olan herkesin sorunlarına sakin ve uzlaşıcı bir şekilde yaklaşıyor. Kızına ilişkisine dair yardımcı olmaya çalışsa da terzi kendi söküğünü dikemez misali onun da yumuşak karnı eski eşi. Fazla belli etmemeye çalışsa da ayrılığı hâlâ atlatmaya çalışıyor ve bu yüzden de kalbini tam anlamıyla açamıyor. Doğal, samimi ve sevimli bir profil çizen Greg Russo rolünde Steve Carell’in kusursuz olduğunu söyleyelim.

Steve Carell (Rooster)

Greg’in kızı Katie, Ludlow Üniversitesi’nde sanat profesörü olarak görev yapmakta ve her gün işe gitmek onun için bir çileye dönüşebiliyor. Aynı üniversitede çalıştıkları eşi Archie onu yüksek lisan öğrencisi Sunny için terk etmiştir ve ikisini kampüste bir arada görmek, bitmek bilmeyen bir kâbus niteliğinde. Yaşadığı bu ruhsal çöküş tüm hayatını etkiliyor ve nasıl yol alacağına dair sürekli bir ikilem içinde. Pek belli etmese de babasının varlığından memnun ama yine de bu onunla çatışmasına engel değil. Greg de tüm iniş çıkışlara rağmen Katie’ye elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor. Katie Russo rolünde Charly Clive’ı izliyoruz.

Katie’nin eşi Archie, üniversitenin Rus tarihi profesörü ve öğrencilerinin de gözdesi. Zeki ve çekici Archie, Sunny ile yaşadığı ilişkinin ardından Katie’yi terk etmiş ve bıraktığı enkazın çok farkında değil. Ancak o da kendi içinde kararsızlıklar yaşamaya başlıyor ve bu da durumları daha karmaşık hale getiriyor. Dizide Archie Bates rolünü Phil Dunster üstleniyor. Ted Lasso’da profesyonel futbolcu Jamie Tartt rolünde izlediğimiz Dunster, bu hikâyede gel-git tavırlar sergileyen Archie rolünü gayet benimsemiş durumda.

Greg’i üniversiteye konuk yazar olarak davet eden Dylan, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünün başkanı ve okulun da sevilen isimlerinden biri. Şiir alanında tecrübeli olan ve üniversitenin aylık sanat dergisiyle ilgilenen Dylan, daha yenilikçi bir bakış açısını okula da yansıtmak istiyor. Ama bunun için basmakalıp ve gelenekçi bir yapıyı alt etmesi gerekiyor. Kararsızlık yaşadığı anlarda en büyük destekçisi Greg oluyor ve o da aynı şekilde Greg’e tavsiyelerde bulunmayı ihmal etmiyor. Dylan Shepherd rolünde Danielle Deadwyler’ı izliyoruz.

Ludlow Üniversitesi’nin en ilginç karakteri diyebileceğimiz rektör Walter Mann, otoriter bir duruşun aksine daha samimi ve eksantrik tavırlar sergilemekte. Walt, Greg’in üniversitede olmasını fazlasıyla istiyor ve bunu da kendi yöntemiyle beceriyor. Okul dışındaki vaktini ya kendine has saunasının içinde konuklarını ağırlayıp onlara bir nevi terapi sunarak, ya da buzla dolu küvetinin içinde kendini arındırarak geçiriyor. Her türlü garipliğine rağmen sevilen bir karakter olan Walter Mann’e, çoğumuz için Scrubs ile özdeşlemiş John C. McGinley hayat veriyor.

Archie’nin ilişki yaşadığı yüksek lisans öğrencisi Sunny, başta ev arkadaşının eleştirilerine rağmen ilişkisinin arkasında durmaya çalışmakta. Archie’yi seviyor, onunla bir gelecek hayali kuruyor ama bir yandan da kendi kariyerini şekillendirmek zorunda. Yaşadığı ikilemler sırasında en yapıcı desteği ise Walt’dan görüyor. Dizide Sunny rolünü Lauren Tsai canlandırıyor.

Dizide ayrıca Connie Britton’ı Greg’in eski eşi ve Katie’nin annesi Elizabeth rolünde izlerken Annie Mumolo, Rory Scovel, Alan Ruck, Robby Hoffman ve Maximo Salas da rol alan oyuncular arasında.

Rooster (HBO)

Ayrılık Zor Zanaat

Rooster, diğer Bill Lawrence hikâyelerinde olduğu gibi insana ve duygulara odaklanan bir yapım. Bu hikâyenin öne çıkan duygusal süreci ise ayrılık. Ayrılık kimileri için zor bir süreç ve soğukkanlılıkla geçiştirilmesi pek mümkün değil. Dizide ilk olarak Katie’nin üzerinden ayrılığın yarattığı duygu değişimlerini gözlemliyoruz. Ve hikâye ilerledikçe babası Greg’in de aslında hâlâ ayrılıkla mücadele ettiğini ve bu yüzden hayatına birilerini dâhil etmekte zorlandığını keşfediyoruz. Ki sadece duygusal anlamda değil, normal hayatta da çok fazla arkadaş canlısı olmayan, kendi halinde kalmayı tercih eden bir insan. Ne kadar klişe olsa da zaman her şeyin ilacı ve Greg’in değişimi de kaçınılmaz. Dylan ve öğrencisi Tommy’yle arasında oluşan ilişkiyle birlikte o da bazı duvarları yıkmayı başarıyor.

Hikâye bir yandan aile dinamiklerini ve ebeveynliği de ele alıyor. Hangi yaşta olursanız olun ebeveynlik çoğu zaman zor ve karmaşık. Değişmeyen bir gerçek var ki o da şu: Kaç yaşınıza gelirseniz gelin, anne-babanızın gözünde her zaman iki yaşında bir çocuksunuz. Hal böyle olunca, kimi durumlarda çatışmalar da kaçınılmaz. Bu durum Greg ve Katie’de de göze çarpıyor. Kızının üzüldüğünü bilen ve onun mutlu olması için her yolu denemeye çalışan bir baba, problemleriyle tek başına mücadele edebileceğinin farkına varılmasını isteyen -yetişkin- bir çocuk. Bunu çözebilmek için yapılması gereken en önemli şey iletişim ve baba-kız da bir şekilde orta yolu bulmaya çalışıyor.

Günümüzde artık “yeni nesil” bir anlayış ve bakış açısı var ve bu değişimler özellikle üniversitenin içinde kendini gösteriyor. Greg’in kendi zamanında “normal” olarak algılanan şeyler artık öyle değil ve bunu da genellikle derslerinde yaşanan olaylar sonrasında öğretmenler kuruluna çağrılarak idrak ediyor. Greg bir üniversite mezunu değil belki ama geçici öğretmenliğin üstesinden gayet de iyi geliyor. Öğrencilerle iletişimi mümkün olduğunca yapıcı, özellikle de Tommy’ye bir mentor oluyor diyebiliriz.  Sosyal ortamlara girmeye çok hevesli olmasa da, bulunduğu yere adapte olabiliyor, hele ki beer pong’da onun üzerine yok. Mesafeli duruşunu korumak bir yere kadar mümkün olsa da zamanla toplumun bir parçası olmak aslında aradığı o aidiyet duygusunu Greg’e getiriyor.

Bu senenin güzel yapımları arasına girmeyi başaran Rooster, ilişkilere, akademik ortamlardaki dengelere ve en önemlisi insanın kendi farkındalığını keşfetmesine anlamlı ve komik bir bakış açısı sunuyor. 2. sezon onayını da alan dizinin sizleri iyi hissettireceğini düşünüyorum. Nerede izleyebiliriz derseniz, tabii ki HBO Max‘te. Şimdiden iyi seyirler.